|
ÇAĞIN HAREKETSİZLİK SORUNU VE AKTİF YAŞAMIN
![]() ÇAĞIN HAREKETSİZLİK SORUNU VE AKTİF YAŞAMIN KAZANDIRDIKLARI Prof. Dr. Erdal ZORBA, (Muğla Üniversitesi, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu, Muğla) Dr. Murat KUTER, (İKAGEM) GİRİŞ Yaşam genelde hareket ile tanımlanır. Tarih boyunca uygarlık, gün geçtikçe büyük gelişmeler göstermiştir. Artık otomasyon ve mekanizasyon insan yaşantısında büyük bir yer tutmaktadır. Her gün insanın rahatlığı için yeni bir alet geliştirilmektedir. Bulaşık yıkamaktan, ekmek kesmeye kadar her şey aletlerle yapılıyor. Gerek genel üretimde, gerekse günlük yaşantı da insan her dakika daha az aktif olmaktadır. Örneklemek gerekirse; 16 milyar yaşındaki evrende 4.5 milyar yıldır varolan dünyamızda insanoğlu yaklaşık 20 milyon yıldır yaşamaktadır. Bu süreçte insanoğlunun genel üretimdeki fiziksel aktivitesi 18. yüzyılda sanayi devrimi öncesi %92 oranındaydı. Günümüzde ise bu oran gelişmiş ülkelerde %20 lerin çok altına düştü. Açıkça bilinmektedir ki, insan organizması uygarlık geliştikçe daha az hareket etmek zorunda kalmaktadır. Hareket azlığının organizma üzerindeki olumsuz etkileri düşünülmeden, her geçen gün yeni bir alet geliştiriliyor. İnsanlar, rahatlığımız için deyip, bu aletleri kapışıyorlar. Şimdi hareket azlığının insan vücudu üzerindeki olumsuz etkilerini anlatmaya çalışalım: İnsan vücudu evrimini ilk çağların güç doğa koşulları içinde tamamladı. O çağlarda insan, yaşamını sürdürebilmek, vahşi hayvanlara karşı savaşabilmek, güç doğa koşullarına göğüs gerebilmek ve beslenebilmek için güçlü olmak zorundaydı. Sürekli bir savaşın içindeydi, insanlar. O zamanın insanı çok güçlü bir fiziksel yapıya sahipti. Tüm kasları büyük bir gelişim göstermişti. Daha güçlü, daha süratli, daha dayanıklıydı. Sürekli bir hareketler dizisi içerisindeydi, insanlar. Bir de günümüz insanını gözümüzün önüne getirelim. Bugün insan yaşamını sürdürmek için çok daha az hareket etmektedir. Günümüzde bu az hareket, yeni bir hastalık grubunun doğmasına neden oldu. Bu hastalık grubuna Hypokinetic Disease (hareket azlığı hastalıkları) adı veriliyor. Artık bu hastalıklar günümüzde en çok can alan, bir hastalıklar grubudur. Kalp-Damar hastalıkları bu grubun başını çekiyor. İşte, bu hareket azlığı ile başa çıkmak, insanın yaşam kalitesini yükseltmek, insanı fiziksel anlamda günlük yaşamdaki etkinlikleri daha kolay yapar hale getirebilmek amacıyla “yaşam boyu spor” olgusu doğdu. Bu olgu çeşitli dönemlerde, çeşitli ülkelerde değişik isimlerle anıldı. Kimi zaman “herkes için spor”, kimi zaman “sağlık için spor”, kimi zaman “kitle sporu” gibi. HAREKET AZLIĞ�ININ ZARARLARI Uygar yaşantı dediğimiz, sürekli teknolojik ve endüstriyel gelişim içerisinde olan, kent yaşamında kırsal yaşantının dinlendirici, güç verici görüntü ve ortamı kaybolur. Bir beton yığını şekline dönüşmüş evler, yeşile hasret alanlar. Sanayi artıkları kirlentileri, dumanları, gürültüleri ile dolu bir yaşantı. Korna, daktilo, telefon sesleri, çığlıklar, bağırışlar. Dar ve pislik kokuları ile sokaklar. Konserve kutusu gibi taşarcasına doldurulmuş ulaşım araçları. Asık suratlı insanların, hızlı adımlarla dolaştığı caddeler. Geçim derdi, işini kaybetme korkusu. Ve bunlara benzer sıralayabileceğimiz, çeşitli nedenlerle oluşan psiko-sosyal baskılar. Hareket azlığına bir de bu tip psiko-sosyal baskılar eklenince, organizmanın duyarlılığı artmakta, dayanma gücü azalmaktadır. İnsan organizmasının ruhsal dengesi Merkezi Sinir Sistemi adını verdiğimiz bir sistem tarafından düzenlenir. Bu sistem dışarıdan gelen bir etkiye karşı organizmanın tepkisini ayarlar. İnsana gelen rahatsız edici bir stres karşısında insanda, anksiyete adını verdiğimiz bir davranış biçimi oluşur. Yine hareket azlığından kaslar atrofiye (zayıflamaya) uğrarlar. Eklemlerin fleksibilitesi (esnekliği) azalır. Kasları yöneten sinirler aktivitelerini azaltır. Postür bozuklukları, kireçlenmeler, şeker hastalıkları gibi rahatsızlıklarda egzersiz noksanlığından oluşmaktadır. Amerika da yapılan istatistiklerle ölümlerin %55 inin kalp-damar rahatsızlıklarından olduğu ortaya çıktı. Bu hastalıkların tedavisi için yılda milyonlarca dolar harcanmaktadır. B. Almanya da 1954 yılında bu yana yapılan grevlerle kaybolan iş günü, kalp hastalıklarından kaybedilen iş gününün yanına bile yaklaşamamaktadır. Ülkemizde ise kalp-damar hastalıklarının insanlarımız üzerine etkileri şöyle: Türkiye de 4 milyonun üzerinde kalp hastası bulunmaktadır. Bu nedenle üretici iş gücü büyük azalma göstermektedir. Bu oran yılda 300 milyon iş gününü buluyor. Ayrıca, bu hastalıklardan oluşan zarar yılda 15-20 milyarı buluyor. Bunların dışında hipertansiyona bağlı kalp hastalarının sayısı 300 bine yaklaşıyor. İki aileden bir kişi, 13 kişiden biri, özet olarak nüfusumuzun %10 a varan bir bölümü kalp hastasıdır. Bu rakamları kalp hastalığı üzerinde araştırma yapan, ülkemizin yararlı derneklerinden Türk Kalp Vakfı nın broşürlerinden veriyoruz. Kalp hastalıklarının insanlar üzerindeki öldürücü etkisi yukarıda verdiğimiz rakamlarla açıkça görülmektedir. Konumuzun hareketsizlikten oluşan rahatsızlıklara, karşı hareket ile mücadele etmek olduğuna göre, Tıbbın babası diyebileceğimiz ünlü Yunan bilgin Hipokrat ın bir deyişini hatırlatmadan geçemiyoruz. Hipokrat şöyle demişti: “Kullanılan gelişler, kullanılmayan kaybolur. ” Daha önceki satırlarda vermeye çalıştığımız bilgiler, açıkça Hipokrat ın ünlü deyişini kanıtlamaktadır. Bu hastalıklardan tek kurtuluş yolumuz var. O da HAREKET etmektir. Sürekli sağlıklı kalmak istiyorsak, haraket etmeliyiz. İlk ve tek parolamız, “Sağlıklı yaşam için HAREKET tir. ”. Şimdi ilerideki sayfalarda sizlere egzersizin yararlı ve zararlı yönlerini anlatmaya çalışacağız. Ondan sonra egzersiz çeşitleri ve enerji oluşum yollarını bulacaksınız. Kısada olsa bu konulara değinmek zorundayız. Özetlemeye çalıştığımız gibi, psiko-sosyal streslerden ve emosyonel (heyecansal) streslerden kurtulabilmemizin çarelerinden biri hareket etmek, spor yapmaktır. Gün geçtikçe daha büyük rakamlarla uyuşturucu madde ve alkole düşkünlüğü bu stresler sonucu artan insanlarımızın tek kurtuluş çaresi hareketlilik, tekdüze yaşantıdan kurtulmaktır. Evde bu stresi ailemize taşıyacağımız yerde, yarım saatimizi spor için ayırabilirsek, hem fiziksel sağlığımız, hem de ruhsal sağlığımızı düzene sokmuş oluruz. Yukarıdaki satırlarda fiziksel aktivitenin insanın ruhsal yapısı ve sağlığı üzerinde yaptığı olumlu etkilerini anlatmaya çalıştık. SAĞ�LIKLI YAŞAM İçİN çALIŞMALAR Kuzey Amerikanın Wisconsin Üniversitesi Biyodinamik Laboratuvarlarında 1967 yılında bir araştırma yapıldı. Araştırmanın konusu “Koroner damar hastalıklarından koruyucu egzersizler” di. Bu projeyi üniversitenin hastahanesi kalp uzmanları, biyodinamik laboratuarlarının doktorları, beden eğitimi bilim doktorları ve uzmanlar yürüttüler. Projenin başında ise spor Fizyolojisi bilgini prof. Dr. Bruno Balke vardır. İşte, dünyadaki sağlık için spor konusunda yapılan ilk geniş kapsamlı bilimsel bu çalışmada bir de Türk bilim adamı vardı. 1964 yılında kazandığı burs ile ABDye giden ve bilim uzmanlığı çalışmasını orada yapan ve daha sonra doktora çalışması için 1965 yılında Wisconsin Üniversitesine geçen Dr. Necmettin Erkan bu önemli çalışmada bulunan bilim adamlarından birisiydi. Erkan doktora çalışmasını orada “Koroner Damar Hastalıklarının erken teşhisinde hipoksik egzersizler” araştırması ile tamamladı. Futbol ile uğraşanlar Balke testini bilirler. Bu test Dr. Balke tarafından geliştirilmiştir. Balke “Maksimal egzersiz testleri” ile tanınmış beden eğitimi ve hekim diplomalarına sahip bir kişidir. Koroner damar hastalıklarını erken tanımı konusunda testler geliştirmiştir. Araştırma önce üniversitenin 359 profesörü arasında yapıldı. Ve koroner damar hastalıklarına yakalanma olasılığı fazla olan, iki yada daha fazla risk gösteren 101 profesör seçtiler. Bu seçilenler 45-59 yaşları arasında, yavaş yaşantıları olan, ağır bilimsel çalışma ve araştırma yapmak zorunda kalan kişilerdi. Koroner damar hastalıklarında risk faktörleri olarak aşağıdaki faktörler göz önüne alındı: Bu 101 profesör iki deney, bir de kontrol grubuna ayrıldılar. Daha sonra çeşitli egzersiz programlarına alındılar. İlk grup yürü-koş grubuydu. İkinci gruba sportif oyunlar oynatıldı. Son grup ise kontrol grubuydu. Birinci gruba haftanın üç günü 30-45 dakika koşu –yürüyüş yaptırılıyordu. Bir süre sonra bu grup tempolu bir koşuyu 30-45 dakika sürdürebilecek duruma geldi. Oyun grubu ise haftanın 3 günü 45-50 dakika süreli oyun derslerini bir lider denetiminde görüyorlardı. Basit koşmaca, basketbol, voleybol gibi oyunlar öğretildi. Kontrol grubu ise ancak haftada bir 35-40 dakikalık bir yürüyüş yapıyordu. Her 3 grupta her 3ayda bir muayeneden geçiriliyorlardı. Sonuçta bu orta yaşların oluşturduğu gruplarda şaşırtıcı bulgulara rastlandı. İlk iki deneysel gruptaki profesörler kilo kaybetmeye ve 2-2. 5 ayda normal fiziksel görünüm almaya başladılar. Altı ay sonunda fazla kilolu kimse kalmamıştı. Kalp ve damar hastalıklarında önemli bir tehlike nedeni olan hipertansiyonları kalmamıştı. EKG lerinde önemsiz bazı anormallikler olan profesörlerin bu anormalliklerinin tamamen ortadan kalktığı gözlendi. Kan, kolesterol ve yağ düzenlerinde kişiden kişiye değişen değişiklikler görülmekle beraber bunların normale doğru yavaş yavaş indiği görüldü. Yukarıda Kuzey Amerika nın Wisconsin üniversitesinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını verdik. Sonuçlardaki insan sağlığının lehine olan gelişmeler açıkça görülmektedir. Bu programlara 1973 yılında toplam 40 kişinin kaydolduğunu yazmakta yarar görüyoruz. Spor ile uğraşanların yakından bildiği bir test vardır. Bu test “Cooper Testi” dir. Bu testin bulucusu Dr. Cooper 1968 yılında ABD hava kuvvetlerinde büyük bir araştırma yaptı. 10. 000 kadar kadro personelin katıldığı araştırma sonunda meşhur”Aerobic” programlarını yayınladı. O tarihten bu yana her yaşta milyonlarca kişi bu programları uygulamaktadır. Cooper ın bu programları ABD Hava Kuvvetleri nde 800 bin havacının katıldığı “Egzersiz yolu ile dinç kalma” programları haline geldiler. Bu programları diğer ülkelerin silahlı kuvvetleri de kullanmaya başladılar. İlerideki bölümlerde açıklayacağımız gibi, aerobik, temelde, kalp ve akciğerlerin çalışmalarını artıran kamçılayan ve yararlı değişiklikler yapan bir egzersiz sistemidir. Bu çalışmalar ileride belirttiğimiz gibi Aerobik yolla enerji üretimini gerçekleştirir. Kişinin aerobik kapasitesi artar, yani fizyolojik kondisyon dediğimiz kondisyonu artar. Gerek günlük işlerde, gerekse acil çıkan eforları rahat yapmasını, yorumlamasını sağlar. Aerobik programlarda verilen egzersizler arasında yürüyüşler, koşular, bisiklet turları ve yüzme gibi hareketleri sıralayabiliriz. Bu tip hareketlerin tümü insanların aerobik kapasitelerini geliştirir. Bu tip egzersizlerin insanlar arasında büyük bir hızla yayılmasının, ilgi görmesinin ve yaşlı insanlar arasında yayılmasının tek bir nedeni vardır. Bu nedende yaşam boyu sporun bir çeşit “Hayat Sigortası” olmasıdır. Egzersiz programları kalp kasını güçlendirir, sonuçta kalbin atım sayısı azalır. Bunun nedeni ise kalp kasının güçlenmesi sonucu kalbin pompalama gücünün, arttığı kan miktarının artmasıdır. Ayrıca, kaslardaki kılcal damar sayısı da artar. Sonuç olarak koroner damar hastalıklarına yakalanma olasılıklarını azaltır. Ayrıca, pulmoner(akciğer) anfizem durumlarında hastaların bazılarının tedavisinde önemli bir etken oluşturur. Bu hastalık akciğerlerinin gücünü azaltır. Amerika Birleşik Devletlerinde anfizem adeta bir salgın haline gelmiştir. Aerobik çalışmalar akciğerlerin inspirasyon(soluk alma) ve ekspirasyon yeteneğini de geliştirir. Dolayısıyla vücudun her bir yanına daha fazla oksijen gitmesi sağlanır. Anfizem de geride kalan sağlam akciğer dokusunun en iyi şekilde kullanılmasını sağlar. Aerobik egzersizler dört temel yaş grubuna göre ayarlanmıştır. Bu yaş grupları; 30 yaş ve aşağısı, 30-39 yaş, 40-49 yaş ve 50 yaş yukarısıdır. DÜNYADA YAŞAM BOYU SPOR Yaşam boyu spor olgusunun doğuşunun ardından yurt dışına gözlerimizi çevirdiğimizde, bu konu ile ilgili çeşitli etkinliklerle karşılaşıyoruz. Büyük katılımlı koşular, dileyen herkesin katılabileceği maratonlar düzenleniyor. Her yaş grubunda kızlı, erkekli sporcu ve sporcu olmayan kişileri görüyoruz. . Sabahları sokaklara göz attığımızda şortlu, eşofmanlı koşan insanlar göze çarpıyor. Özellikle 1980li yıllarda bu konuda tüm dünyada büyük bir hareketlilik göze çarpıyor. O dönemler Sydney de 16 bin kişinin koştuğunu gazetelerden öğreniyoruz. Aralarında infarktüs geçirmiş on kişinin de bulunduğu, 20 Bin kişi Boston maratonunda koşuyor. Eski gazeteleri karıştırdığımızda zamanın ABD devlet başkanı J. Carter ın ve bugüne baktığımızda ABD Başkanı Bushun düzenli olarak “jogging” ve spor yaptığını okuyoruz. Yine o tarihlerde zamanın B. Almanya Devlet Başkanı Caerstens, bir süre bazı yurt içi gezilerini “yürüyerek” yaptığını görüyoruz. Bu konuda yazılmış yayınlara bir göz attığımızda şu tablo ile karşılaşıyoruz. Yayınlarda öncülüğü Amerika yapıyor. “Jogging”, “Sağlık için spor”, “Aerobics” başlıklı kitaplar büyük satışlar yapıyorlar. En çok satan kitaplarla yarışıyorlar. Özellikle, Dr. Cooper ın yazdığı “Aerobics”, “New aerobics”, “Aerobicway”, “Aerobic for women” isimli kitaplar çok sayıda baskı yapıyorlar. Fransa ve İngilterede yazılmış “Jogging” kitaplarıda çok sayıda alıcı buluyor. Ünlü yürüyüş dergisi "Walking Magazine” nin 1980li yıllarda 300 binin üstünde sattığını görüyoruz. “Yaşam boyu spor” konusuna yurt dışında büyük önem verilmektedir. Büyük kuruluşlar oluşturulmakta ve devlet tarafından bu kuruluşlar desteklenmektedir. Yaşam boyu spor olgusu Amerikada o derecede benimsendi ki; Amerikan halkının %55i hergün spor yaptığı, yapılan araştırmalarda ortaya çıktı. Artık Jogging, bisiklet, yüzme, vücut geliştirme, uzak doğu sporları ve yürüme Amerikan gençliğinin bir hobisi haline dönüştü. Özellikle 1980li yıllarla birlikte yürüyüş de büyük ilgi gördü. Bu konudaki organizasyonlar 2500 den, 10 bine fırladı. Yine ABD de 1985de 30 bin kişinin bisiklete bindiğini görüyoruz. ABD den uzak doğuya bir göz attığımızda , geleneksel sporları karate ve taekvando ile yaşam boyu spor olgusunun kaynaştığını görüyoruz. İşyerlerinde ve fabrikalarda herkesin Uzak-Doğuda liderler öncülüğünde spor yaptığını görüyoruz. Avrupa da ise konunun önemi sanayi devriminin ardından gelişmeye, kavranmaya başlandı. Aristokrasinin tekelindeki spor, burjuvazinin gelişimi ile birlikte, tüm kesimlere yayılmaya başladı. Artık Avrupa da her fabrikanın bir spor kompleksi var. çalışanlar boş zamanlarında, aileleri ile birlikte, uzmanlar denetiminde spor yapıyorlar. Avrupadan bir örnek vermek istiyoruz. Yıllar önce Peugeot otomobil fabrikasının yöneticilerine, iki beden eğitimi uzmanı görüşmeye geldiler. Lange ve Roux isimli uzmanlar, yöneticilere ilginç bir öneri getirdiler. Bu öneride işçilere, düzenli olarak, belirli bir egzersiz programı uygulandığında, fiziksel güçleri ile birlikte üretiminde artacağını iddia ettiler. Bu öneri olumlu karşılanınca, Lange ve Roux çalışmaya başladılar. Sonuç olarak, üretim küçük bir yüzde ile de olsa arttığı görüldü. Bu çalışma genelde ekonomik temelli bile olsa, hizmet verilen insanların sağlıkları da geliştiriliyordu. Burada en önemli noktalardan birisi, insanların fiziksel etkinliklerinin arttırılması ile birlikte, diğer insanlara göre hareket azlığına yönelik hastalıklara yakalanma riskinin de azalmasıdır. Bu da sanayi sektöründe doğal olarak daha az işgücü ve işgünü kaybını beraberinde getirmektedir. Bunun sonucu da, daha fazla üretimdir. Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Düzenli ve programlı sportif çalışma artık tüm dünyada insan sağlığı için yapılmakta. Bu olgu bir hobi sınırını çoktan aştı. Artık düzenli sporun bir gereksinme olduğu tüm dünyada anlaşıldı. İnsanın günlük yaşantısının vazgeçilmez bir parçası haline geldi. TÜRKİYE DE YAŞAM BOYU SPOR Türkiyede yaşam boyu spor olgusunu gerek tanıtmada, gerek başlangıcında, gerekse yerleştirmede hep aynı isim karşımıza çıkıyor. Bu noktada bir bilim adamımızın büyük payı var. Bu kişi Dr. Necmettin Erkan dır. Bu bilim adamımız ülkemizde, jogging olayını ve yaşam boyu sporu yaymak, halkımıza benimsetmek için büyük bir gayret sarfetti. Lisanüstü eğitimini Amerikada tamamlayan Dr. Erkan 60lı yılların sonunda ve 70li yılların başında o zaman bölgesel yayın yapan Ankara televizyonu için bir dizi program yaptı. Daha sonra 1975-1982 yılları arasında TRTde 100 kadar Yaşam Boyu Spor programı yaptı. Bu konuda yazılmış kitaplara da Necmettin Erkan öncelik yaptı. 1980 yılından sonra ise ülkemizde bu konuda büyük bir hareketlilik gözlendi. Ardı ardına fitness merkezleri. , zayıflama salonları açılmaya başladı. Ve ülke genelinde çeşitli yaşam boyu spor koşu ve yürüyüşleri düzenlendi. 12 Haziran 1990 tarihinde ülkemizde yaşam boyu spor faaliyetlerini organize etmek amacıyla GSGM bünyesinde Herkes İçin Spor(HİS) federasyonu Prof. Dr. Emin Ergen tarafından kuruldu. Şu anda bu federasyonun başkanlığını Göksel Arsoy yapmaktadır. Federasyona 0. 312. 3116217 nolu telefondan ulaşabilirsiniz. SAĞ�LIKLI YAŞAM VE İNSAN Yüzyıllardır sağlıklı olmak, yaşlanmayı yavaşlatmak, enerjik canlı ve pozitif olmak için araştırmalar yapılmıştır. Doğumla başlayan biyolojik gelişmede yaşam kalitesini yüksek tutmak, psikolojik olumsuzluklara karşı dirençli olmak, sağlıklı çevrede yaşamak, doğru beslenmek ve hareketli olmak gibi elimizde olan faktörleri kontrol altına alarak sağlıklı ve uzun yaşamın temel anahtarına sahip olabiliriz. Aslında sağlık insanların yaşam biçimiyle doğru orantılıdır. Hipokrat asırlar önce “Eğer biz her ferde, ne çok az, ne de çok fazla, doğru miktarda gıda ve hareket (spor) verebilseydik sağlık için en güvenli yolu bulurduk” sözünü söylemiştir. Büyük Türk alimi İbn-i Sina da “sağlığı korumanın üç temel prensibi vardır; hareket (spor), gıda ve uykudur” diyerek sağlıklı yaşamın ana hatlarını göstermiştir. Sağlık; hayat tarzınızla ve davranışlarınızla etkilediğiniz çevrenizle çok sıkı bir ilişki halindedir. Bu nedenledir ki, zaman süreci içerisinde davranışlarınız ve yaşantınızda meydana gelen değişiklikler sağlık konusunda çok yeni boyutların oluşmasına sebep olmuştur. Yaşadığımız bu çağda şehirleşmenin hızla artışı, insanlar vücutlarını daha az hareket ettirmesi, çarpık yapılaşmanın getirdiği sosyo-ekonomik ve kültürel problemler ve psikolojik gerginliğe sebep olan faktörler (gürültü, yoğun trafik, vs.) insanların sağlık sorunlarının şeklini değiştirmiştir. Genel sağlık kuralları olarak kabul ettiğimiz; ideal vücut ağırlığı, sigaradan uzak olmak, stresi kontrol altına alabilmek, sağlıklı bir kalp dolaşımı vs. gibi etkenlerin arzu edilen sağlık seviyesinde olmasını sağlayan en büyük araçlardan biri de hareketli ve düzenli yaşam tarzıdır. Özellikle hareketsizlikten oluşan hastalıklara baktığımızda sebep-sonuç ilişkilerinin temelinde temel sağlıklı yaşam kuralları ile birlikte doğru spor ve egzersiz yapmaktan geçtiği görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde yerel yönetimler ve devlet politikalarının tespitinde toplum sağlığına yönelik spor çok önemli yer tutmaktadır. Halkın bilinçlilik düzeyi kitle iletişim araçları, yaygın ve örgün eğitimlerle pekiştirilmeye çalışılmaktadır. Bunun bireysel yararlarının yanında yerel yönetimlere ve devlete getirdiği ekonomik ve sosyal yararlarını da dikkate almaktadırlar. SAĞ�LIKLI YAŞAM VE EGZERSİZ Geçmişten Günümüze Sağlık
Geçmişte sağlığın tanımı; hastalıklardan uzak olma diye ifade edilirdi. 1900lerin başında ölümlerin büyük bir kısmı bakteri ve virüslere bağlı enfeksiyon hastalıklarından kaynaklanırdı.Ve o dönemde insanların ortalama yaşam süreleri 50 yaşın altındaydı. 20. yy sonlarında tıp biliminin ilerlemesi ile enfeksiyonel hastalıklarda önemli azalma, tedavi yöntemlerinde de büyük gelişmeler olmuştur. Sonuçta da hastalıkların birçoğundan korunabilir hale gelinmiştir. Günümüzde sağlığın yaşam tarzımızla yüksek ilişkisi olduğu kabul edilmektedir. Birçok enfeksiyon hastalıkları kontrolümüz altındadır. Sağlık faktörleri ve ölüm arasındaki ilişkide en belirleyici özellik seçtiğimiz hayat tarzıdır. Artık şu bir gerçektir ki tıbbi teknolojinin avantajları, tıpta koruyucu özelliklerde ilerlemeler yaşam standartlarının yükseltilmesi, daha iyi ve daha uzun yaşama şansını arttırabilmektedir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde yaşam süreleri de uzamıştır. Dünya Sağlık Örgütü ver,lerine göre en uzun yaşam süresi 80 yaşın üzeri ile Japonyadadır. Sağlıklı Ve Uzun Ömürlü Olmanın Reçetesi Amerika Birleşik Devletleri hastalıkları Kontrol Merkezi (CDC) sağlıklı ve uzun ömürlü olmada 4 ana faktör üzerinde durmuştur. Bunları; a) Düzenli Yaşam Alışkanlıkları (Sağlıklı davranış) %51 b) Fiziksel çevre %20 c) Kalıtımsal özellikler %20 d) Enfeksiyon ve sağlık tedavi servislerinin niteliği, %9 olarak sayabiliriz. Şekil 1.2 de görüldüğü gibi her bir faktörün tahmini yüzdelik değeri verilmiştir. a) Düzenli Yaşam Alışkanlıkları Düzenli yaşam alışkanlığının ölüm riskine etkisi %51 oranında en büyük faktörü teşkil eder. Sağlıklı yaşam denilince kişinin yaşam tarzı en büyük rolü oynar. Amerikada 7000 kişi üzerinde 5.5 yıl süren bu araştırma neticesinde aşağıda belirtilen alışkanlıklara sahip olan deneklerin yaşam sürelerinin daha uzun olduğu belirlenmiştir: Bu özellikler; Şekil: 1.2 ABD hastalıkları Kontrol Merkezine göre (CDC) sağlıklı ve uzun ömürlü olmada 4 ana faktörün tahmini değerleri. Ã?Â? Her gün düzenli kahvaltı yapmak, Ã?Â? Düzenli yemek yeme alışkanlığını kazanmak (Günde 3 öğün ve düzenli), Ã?Â? Uyku düzenine dikkat etmek, Ã?Â? Normal vücut ağırlığına sahip olmak, Ã?Â? Yiyeceklerde yağ, tuz ve şekeri azaltmak, Ã?Â? Haftada en az üç gün düzenli ve yeterli spor yapmak, Ã?Â? Stresle başa çıkmayı öğrenmek, Ã?Â? Sigara ve alkol kullanımından uzak durmak, Ã?Â? Aile ve seks yaşamı düzenli olmak,Düzenli sağlık kontrolünden geçmek olarak sıralanmıştır. Bu sayılan özelliklerin tamamına sahip olanlarla, hiçbirine sahip olmayanlar arasında 30-40 yıllık bir fark olduğu bulunmuştur. b) Fiziki çevre: Fiziksel çevre bozukluğunun, %20 oranında sağlık ve ölümle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Yaşadığımız, çalıştığımız ve oynadığımız çevreler fiziksel çevremizi oluşturur ve sağlığımızla direkt ilgilidir. Kapalı ve açık alandaki havanın temizliği veya kirliliği akciğer hastalıklarının artmasına ve dokuların yetersiz beslenmesine sebep olabilir. Aşırı gürültü, yaşadığımız çevrenin kalabalıklığı, sigaralı ortam, hava kirliliği, ağır metallere maruz kalmak, elektronik aletlerle sık sık temasta bulunmak ve yiyeceklerin veya suyun temiz olmaması sağlığımız için önemli etkenlerdendir. c) Kalıtımsal (Genetik) Amerika Birleşik Devletleri hastalıkları Kontrol Merkezine (CDC) göre kalıtımsal özelliklerin ölüm riskine etkisi %20 olarak tespit edilmiştir. Bazen hastalıklardan korunabilmemiz kalıtımsal faktörlere bağlı olarak sınırlı olabilir. Kalıtım ailelerden çocuklarına miras kalan biyolojik olaydır. Örneğin; eğer ailemizde kalp hastalığından ölüm oranı yüksek ise bizimde kalp hastalığı riskini taşıma ihtimalimiz yüksek olacaktır. Ancak kalıtımsal özelliklere bağlı risk faktörünü, yaşam tarzımız büyük bir oranda düşürmektedir. “Düzenli beslenme, düzenli ve yeterli spor yapmak ve vücut ağırlığımızı kontrol etme gibi düzenli yaşam alışkanlıkları, kalıtıma bağlı bazı hastalıklara yakalanma riskini azaltacaktır”. d) Enfeksiyon ve sağlık tedavi servislerinin niteliği: Amerika Birleşik Devletleri hastalıkları Kontrol Merkezi (CDC) bu faktörün ölüm riskine etkisini %9 olarak belirlemiştir. En düşük faktör olarak gözükse de Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için çok önemli faktörlerdendir. Birçok köy kasaba hatta ilçelerimizde dahi hala tam teşekküllü hastaneler yoktur. Kurtarılma şansı yüksek olan çoğu hasta imkansızlıklar nedeniyle maalesef yaşamını kaybetmektedir. Bu faktörün ülkenin ekonomisi ve kalkınmışlığı ile direkt ilgisi vardır. Bu sebeple gelişmiş ülke olarak Amerika Birleşik Devletlerinde %9 gözüken risk faktörünün bizimki gibi gelişmekte olan ülkelerde daha yüksek olması beklenmektedir.. HAREKETSİZLİKLE OLUŞAN HASTALIKLAR İnsan vücudu doğuştan gelen özeliklerinden dolayı sürekli hareket etmek ihtiyacındadır. Diğer tüm canlılarda olduğu gibi insanlar çetin doğa koşulları ile mücadele edecek, kendini savunabilecek, en güç durumlarda dahi ihtiyaçlarını sağlayabilecek bir yapıya sahiptir. İçinde bulunduğumuz yüzyıla gelinceye kadar bu yapının gereği olarak insanlar sürekli hareket halinde olmuş, pek çok işi yerine getirmek için kas gücünü kullanmak zorunda kalmıştır. Ancak, 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında mekanik ve elektrik enerji sistemlerinin çok kısa zamanda büyük gelişme göstermesi ve endüstri döneminin başlamasıyla birlikte hareket gereksinimi giderek azalmaya başlamıştır. 100 yıl önce tüm dünyadaki enerji ihtiyacının %90ı insan tarafından karşılanırken günümüzde bu oran %1den aşağıya inmiştir. Uygarlığın getirdiği kolaylıklar ve sağladığı olanaklar sayesinde insanlar her geçen gün, daha az hareket eder duruma gelmiştir. Geniş kitleler gün boyu oturarak çalışmakta, geri kalan zamanda ise saatlerce televizyon seyretmekte ve bu arada sürekli bir şeyler yeme alışkanlığı kazanmaktadırlar. Organizmanın yapısına uygun olmayan bu durum, bilinen tüm olumsuz etkilere karşın giderek yaygınlaşmaktadır. çok kısa mesafelere dahi yürüyerek veya bisikletle gitme alışkanlığının yerini son derece rahat ve konforlu arabalar almış, TV seyrederken düğmesine açıp kapama zahmetine dahi katlanmamak için uzaktan kontrol cihazları hizmete sunulmuştur. Vücut kompozisyonu Şişmanlık Vücut yağlarının artması Kas kütlesinin azalması Görünüş bozukluğu Kas iskelet problemleri Erken kemik erimesi Bel ve sırt ağrıları Kalpte oluşan problemler Artherosiklorosis Arter damarlarının yağlanması veya tıkanması Kalp kasının zayıflaması Kalp kasında sertleşme ve yumuşaklık Akciğer kapasitesinde azalma Akciğer kapasitesinde zayıflama Dayanıklılığın azalması Hipertansiyon LDL ve kollestrolde artış çabuk yorulma Kas iskelet problemleri Kas ve kemik problemleri Şeker hastalığı Karbonhidrat emilimindeki problemler Psiko-sosyal bozukluk Sinir sisteminde gerginlik Sindirim sistemi bozukluğu Uyku bozukluğu Bağışklık sisteminin zayıflaması stress HAREKETSİZLİKLE OLUŞAN PROBLEMLER Şekil 1.1 Hareketsizlikle Vücudumuzda oluşan Problemler Bu durumun ve içinde bulunduğumuz koşulların kaçınılmaz sonucu olarak, hareket azlığına bağlı sağlık sorunları belirmeye başlamış ve hareketsizlik insanı tehdit eden, yaşamı riske atan bir etken durumuna gelmiştir. Bu riskin ne kadar büyük ve hareketsizliğin ne denli sakıncalı olduğunun en çarpıcı örneğini uzun süre yatağa bağlı kalmak zorunda kalan hastalarda görmek mümkündür. Daha ilk günlerden itibaren bu kişilerin hemen tüm sistemlerinde gerilemeler olmakta bedensel çöküntüyü kısa bir süre sonra ruhsal çöküntü devresi izlemektedir. Günümüzde endüstrileşmiş ülkelere baktığımızda kalp damar hastalıklarının %45den daha büyük bir oranda ölüm nedeni olduğu görülmektedir. Dünya Sağlık Organizasyonunun istatistikleri, kalp-damar hastalıklarında devamlı artış olduğunu göstermektedir. Beden hareketliliğini azaltan bir hastalık, yaralanma veya belirli bir neden olmadan insanların standart yaşam tarzını seçmeleri sonucunda, organizmanın pek çok fonksiyonunda gerilemeler ortaya çıkmaktadır.
Şekil 1.2 Hareketin Vücut Duruşumuza Etkileri Hareketsizlik Ve Şişmanlık İlişkisi Neden Kilo Alınır? Kilo almamızın nedeninin besinlerde bulunan enerji olmadığını bilmemiz gerekir. Besinlerin doğasında glikoz, lipit, protein, vitamin, lifler, mineral tuzlar ve eser-elementler gibi besinsel içerikler bulunur. Bu nedenle şişmanlamanın sebebi sadece yanlış beslenme ile sınırlandırılmamalıdır. Kilo almanın sebeplerini şu başlıklar altında toplayabiliriz: • Kötü beslenme, • Bedensel aktivitelerin eksikliği • Hastalık veya yanlış ilaç kullanma, • Hormonal bozukluk, • Metabolizmanın yavaşlaması, • Stress veya psikolojik bozukluk, • Yaş, cinsiyet ve gebelik durumlarında, • çok uyuma. Sebep ne olursa olsun bugün şişmanlık bir hastalık olarak kabul edilmektedir ve aşağıdaki rahatsızlıkların direkt veya dolaylı olarak oluşmasına yardımcı olmaktadır. Bu hastalıklar şunlardır: 1. Hipertansiyon 2. Şeker hastalığı 3. Böbrek ve pankreas yetmezliği 4. Kalp ve damar hastalığı 5. Metabolik aksamalar 6. Solunum rahatsızlıkları 7. Cerrahi müdahale sırasında, anestezi uygulamasındaki problemler 8. Osteoarthritis (kemik incelmesi), gut hastalığı ve eklem bozuklukları 9. Kanser 10. Anormal plazma lipid ve lipoprotein konsantrasyonu 11. Cilt hastalıkları 12. Mekanik yetersizlikler 13. Kaza riski 14. Kas hareketlerinde verimliliğin azalması 15. Yaşam süresinin kısalması ve yaşlanmayı çabuklaştırma 16. Psikolojik yıkıntılar 17. Bağışıklık sisteminin zayıflaması Şişmanlık durumunda bu hastalıkların birkaçını bir arada görmek mümkündür. Şişmanlık Ve Egzersizin Etkisi Bazal metabolizma oranlarında (BMR) kişiden kişiye değişme göstererek şişmanlığı belirleyen en önemli etkenlerden biridir. Bazal metabolizma ; yaş, cinsiyet, kas kütlesi, kişinin aktivite düzeyi, uyku durumu ve genetik yapısına bağlı olarak değişiklikler gösterir. 25 yaşın üzerindeki bireyler için her 10 yıllık süre, enerji gereksinimini %4 kadar düşürmektedir. Yapılacak şey ise ya alınan kaloriyi azaltmak ya da egzersizle fazla kaloriyi harcamaktır. Bir çok araştırmacı enerji alımının kısıtlanmasını kilo kontrolünde en etkili yöntem olarak savunmaktadır. İki grup fare üzerinde yapılan çalışmalarda egzersiz yaptırarak ve besin kısıtlaması yaparak kilo kaybı incelenmiştir. Vücut ağırlığından kaybeden farelerden, besin kısıtlaması yapılanlarda yağların %62sinin, egzersiz yapanlarda ise yağların %78inin kaybolduğu görülmüştür. Ayrıca egzersiz yapmayanlarda protein kaybı söz konusu olmuştur. Egzersiz yaparak yağ ve dolayısıyla kilo kaybının daha etkili ve sağlıklı olduğu açıkça görülmüştür. Yağ dokunun azalmasında egzersizin önemli rolü olduğu birçok araştırmacılar tarafından test edilmiştir. Özellikle aerobik çalışmaların uygulanmasında denek gruplarının; hücre hacminde azalmalar göstermiştir. Egzersiz programlarının vücudun toplam yağ miktarında etkili olabilmesi için uzun süreli ve devamlı uygulanması gerekir. Eğer egzersiz veya diyet devam ettirilemez ise o zaman var olan yağ dokusu hacim genişlemesi ve sayısal artış şeklinde ortaya çıkacaktır: bu yüzden aşırı şişmanlığı düzeltme yerine egzersiz ve diyet ile erkenden önlemek yetişkinler ve yaşlılar için yağlanmayı yenmek amacıyla en etkili yöntem olabilir. Bu yüzden de enerji dengelenmesi için 3 yol vardır: 1. Kalori alımının günlük enerji ihtiyacından daha az olması, 2. Düzenli yiyecek alımının korunması ve kalori fazlalığının ek fiziksel aktiviteler ile karşılanması, 3. Günlük yiyecek alımının düşürülmesi. Kroner kalp hastalığı (KKH) genellikle kalp kaslarını besleyen büyük arterlerin iç kısımlarında oluşan dejeneratif değişmeleri içerir. Bu değişme kanın damarlardan akışıyla gittikçe azalması ve kan akışındaki bu azalma sebebiyle O2 kullanımının zayıflaması “Ischemıc“ oluşturur. Bu da miyokard enfarktüsüne sebep olur. Damarların tıkanması bazen küçük damarlarda meydana gelir. Böylece kalp kasının bir kısmı ölür. Buna kalp krizi veya miyokard enfarktüsü denir. Türkiyede de yaşları 15ten başlayan birçok genç sporcu kalp krizi nedeniyle hayata veda etmiştir. En büyük etken olarak; yanlış beslenme alışkanlıkları, bilinçsiz spor yapma ve kalıtımsal etkenler gösterilmektedir. Kalp – damar hastalıklarının önemli sebeplerinden biri Atherosclerosis; yani Arterin tabakalarında oluşan yağlanma sonucu damar sertleşmesidir. Bu sertleşme kalp damarlarında daralma oluşturur. Bu daralma yağlı maddeler, kalsiyum ve diğer hücresel yapıların damar duvarlarında depolanmasıyla hastalığa neden olur. Daralma etkisinin yanı sıra, damarlar katılaşmaya – sertleşmeye başlar. Aşağıdaki resimde daralmanın, hastalığın başında yani erken dönemlerinde yarattığı çeşitli etkiler vardır. Bunlar vücudun belli bölümlerinin uyuşması, organ hareketlerinin azalması, göğüs ağrısı, arada sırada topallama ve düşünme yeteneğinin azalması gibi durumları beraberinde getirir. İlerleyen safhalarda kanın geçiş yaptığı damarların tamamen kapanması ile bölgesel organ ölümleri, felç, kalp krizi, vücut uyuşukluğu, böbrek bozukluğu ve hatta ölüm bile olabilir. Şekil 1.3 Arter Damarların Daralma Şekli.
Kroner Kalp Krizi Riskleri Elde edilen anlamlı bilgiler kalp krizinin dinamiğini ve tabii tarihçesini oluşturmuştur. Değişik kişisel farklılıklar, çevresel faktörler ve KKH ye karşı bireysel birçok hassasiyet 30 yaşın üzerinde belirlenmiştir KKH yi etkileyen bir çok özellik liste olarak çıkarılmıştır. 1. Yaş ve cinsiyet 2. Kandaki lipit düzeyi 3. Yüksek kan basıncı 4. Sigara 5. Fiziksel hareketsizlik 6. Şişmanlık 7. Şeker hastalığı 8. Yeme alışkanlığı 9. Kalıtımsal 10. Kişisel ve davranış karakteri 11. Yüksek ürik asit seviyesi 12. Solunum fonksiyon bozuklukları 13. Hayat akışı veya yaşam tarzı 14. EKG anormallikleri (dinlenme ve egzersiz anında) 15. Stres Kan Lipidi Anormallikleri Kandaki yağ seviyesinin artması “Hyperlipidemi” olarak tanımlanır. Kolesterol ve trigliserit KKH riskinde iki ortak yağ bileşkenidir. Bu yağlar kan plazmasında serbest olarak dolaşmazlar fakat lipoprotein şeklinde bir taşıyıcı protein ile bağlanarak dolaşır. Araştırmalara göre kan lipitlerinde; kolesterolün 200mgden, trigliseridin 100mg den yüksek olması, %20den fazla vücut yağı bulunması ve 31ml.kg1.min.den az aerobik kapasitenin olması risk faktörünü doğurmaktadır. • Yogunlugu az olan lipoproteinler (LDL-Low Density Lipoproteins): Kolesterolü başta yağ depolarının kurbanları olan atardamar bölgelerindeki hücreler olmak üzere, diğer hücrelere de dağıtır. Bu yüzden LDL-kolesterol "kötü kolesterol" olarak adlandırılır. çünkü kirlenen damarları, içeriden, uzunluğunca kaplar. Atardamardaki bu tıkanma şu durumlarda kalp-damar sorunlarına yol açabilir: • Aşağı organlarda arterierin tıkanması • Göğüs ağrısı veya miyokard enfarktüsü • Beyne giden damarın tıkanması; sonucu felç. Ã?· Yoğunluğu çok yüksek olan Lipoproteinler (HDL-High Density Lipoproteins): Kolesterolü elimine edilmek üzere karaciğere kadar götürür. HDL kolesterole "iyi kolesterol" denir. çünkü damarlarda en ufak bir birikinti yapmaz. Tersine atardamarları iltihaplardan temizleme özelliğine sahiptir. HDL oranı yükseldikçe kalp ve damar hastalıkları riski azalır. . HDL seviyesinin dayanıklılık (aerobik) sporlarda ve değişik aerobik antrenmanlara yönlendirilmiş hareketsiz yaşayan insanlarda baskın olarak gözükmesi egzersize bakış açısını işletir hale getirebilir. Fiziksel aktivitenin eksikliği KKH den korunmada fiziksel aktivitenin rolü bazen tartışılmaktadır. Fakat genelde bilim adamları fiziksel aktiviteleri desteklerler. Fiziksel aktivite yapan insanlarda genelde kalp krizi daha az rastlanmaktadır. Kalp krizinin uzaklaştırılmasında hareketsiz yaşayan insanlara karşılık spor yapanların daha fazla şansları vardır. Bu bulgulara bağlı olarak sebebi birkaç etkene bağlı uyarılar dikkate alınmalıdır. Bir olaya baktığımızda karşılaştırma spor yapanlarla yapmayanlar arasındaki diğer faktörleri (kan lipidi, yüksek tansiyon, sigara, mesleki durum, vücut yağları) tahmin etmekle yapılır. Bu tahminlerle sıkça karşılaşılmaz. İnsanların boş zamanlarında veya iş hayatlarında seçecekleri aktiviteler ile yaşamlarını uzatmaları yönünde güçlerini korumaya yönelmeleri mümkündür. Hareketsizliğin Kalp Dolaşım Sistemine Etkisi Egzersizler düzenli ve bilinçli bir şekilde yapıldığı takdirde; KKH riski azaltılabilir. Buna göre; Ã?Â? Egzersiz ile kronik olarak gelişen miyokard dolaşımı ve metabolizmanın gelişmesi hypoxic stress (O2sizliğin gerilimde) kalbi koruyabilir; Bu kullanılan damarların artmasını içerir, aynı zamanda kardiak glikojen depoları ve glikolikit kapasite temel olarak artar. Kalbe oksijen temini tehlikeye girdiği zaman bundan yararlanılabilir, Ã?Â? Egzersiz ile birlikte miyokardiakın kasılma veya mekaniksel özelliklerindeki artışı; bu özel karşı koyma esnasında kasılmanın artması veya devamı için kalbin çalışma şartları geliştirilebilir, Ã?Â? Hemostatik mekanizmada ve kanın yapısında düzenleme olur, Ã?Â? Kandaki lipit görünüşü normal seviyededir, Ã?Â? Egzersiz ve dinlenme esnasında miyokard çalışmasında anlamlı azalma olması, kan basıncı ve kalp atımındaki olumlu değişikliklere neden olabilir, Ã?Â? Vücut kompozisyonu istenilen seviyeye gelir, Ã?Â? Fizyolojik ve psikolojik stresten uzaklaşılır, Ã?Â? Kalp 1/3 oranında faydalı olarak büyüyerek büro kalbi olmaktan kurtularak, yüklenmelere karşı güçlenir, Ã?Â? Kalp odacıklarının, hacmi de büyüyeceğinden, kalbin içine aldığı ve vücuda pompaladığı kan miktarı da artar, Ã?Â? İstirahat halinde kalp daha ekonomik çalışır, Ã?Â? Kalpte oluşan yeni kılcal damarlar neticesi kalp daha iyi beslenebilir, Ayrıca hareketsizlikle oluşan diğer rahatsızlıklar şu şekilde sıralayabiliriz: Diğer Bozukluklar: Ã?· Psiko-sosyal dengesizlik, Ã?· Sinir sisteminde gerginlik, Ã?· Stres, Ã?· Sindirim sistemi bozuklukları, Ã?· Uyku düzensizlikleri, Ã?· Bağışıklık sisteminin zayıflaması, Ã?· Şeker hastalığı, Yaşlılığa Genel Bakış Yaşlılık kaçınılmaz ve geri dönülmez bir süreçtir. İnsanın yaşam evresinde doğumla başlayıp ölümle son bulması doğanın evrensel bir olgusudur. Biyolojik Kronolojik Yaşlanma Yaşlanma Bedensel yaşlanma Sosyal yaşlanma Ruhsal yaşlanma Entelektüel yaşlanma Yaşlanmayı kronolojik ve biyolojik anlamda ele almak mümkündür;: Kronolojik yaşlanma, insanın doğumundan itibaren içinde bulunduğu zamana kadar geçen yıllara bağlı yaşlanmayı anlatır. Yaşlılıkla ilgili birçok çalışmada yaşlı tanımı kronolojik olarak yapılmaktadır. Gelişmiş ülkelerin önemli bir kısmında emeklilik yaşı olan 65, Birleşmiş Milletlerin yaşlılıkla ilgili yayınladığı raporlarda ise yaşlanma kronolojik olarak 60 yaştan başlatılmaktadır. (U.N. 1980). Biyolojik yaşlanma, kalıtım, sağlık, yaşam kalitesi, çevresel faktörler ve iş gücüne göre saptanan yaşlanmadır. Biyolojik yaş doğal olan kalıtımsal etmenlerin yanında kimyasal, psikolojik ve çevresel etmenlerin, yaşam tarzının etkisi altında meydana gelmektedir. Kişiden kişiye kronolojik yaştan ayrılan farklılıklar göstermektedir. Bu iki yaşlanma dengeli ilerlemez; bazı kişilerde kronolojik yaşlanma, bazı kişilerde biyolojik yaşlanma önde gider. Yaşlanma Süratini Neler Etkiler? Birinci faktör kalıtımsal nedenler ve hayat tarzıdır. Genetik unsurlar kontrolümüz dışındadır. Bununla birlikte yaşam tarzını kontrol edebiliriz. Sağlıklı bir yaşam tarzı fonksiyonel işlevlerin kaybının yavaşlamasına neden olur. Hatta egzersizle doku ve hücrelerin işlev kaybının normal hızının yavaşlaması mümkündür. Bununla birlikte sağlıksız bir yaşam tarzı yaşlanma işlemini hızlandırabilir. Sağlıksız yaşam tarzı alışkanlıklarına şunları örnek verebiliriz. Aşırı güneş ışınlarına maruz kalma sonucu deri yaşlanmasında hızlanma, sigara kullanımı sonucu akciğer kapasitesinin kaybının hızlanması ve düzenli egzersiz eksikliği sonucu fiziksel iş kapasitesinde azalma. Yaşlılılığa bağlı Sistemlerde ki değişmeler : Maksimium kalp atımındaki azalma, yaşla birlikte %6,3 kadardır. 25 yaşındaki bir kişinin beklenen maksimum kalp atışı 195 olmasına rağmen 65 yaşındaki bir kişinin maksimum kalp atımı 140 tir. Son olarak kan basıncındaki artış ve diğer damarlarla ilgili zorlanmalardan yaşlanmayla birlikte kan lipit düzeyi artar, glikoza tolerans azalır ve insüline hassaslık düşer. Bu değişiklikler arteriosiklerosiz riskinin artmasına ve şeker hastalığının artmasına neden olur. Kardiovasküler sistem kalp, kan damarları ve kandan oluşur. Yaşlılıkla birlikte genellikle maximum kalp atımında, vuruş hacminde düşüş vardır. Hatta kroner arterlerin çaplarında da daralma olur. Bu durum kalp için gerekli olan kan miktarını azaltır. Kardiyovaskular fonksiyon yaşlanmayla değişime uğramaktadır. Dayanıklılık performansında, aerobik kapasite ve kardiyovaskular fonksiyondaki düşüş, yaşlanmadan daha çok aktivitedeki azalmanın bir sonucudur. Tansiyondaki değişiklikler ise istirahatta büyük tansiyonun yaşa paralel yükselmesi, küçük tansiyonda ise belirgin bir değişiklik gözlenmemesi şeklindedir. Bu değişiklikten yaşa paralel damar elastikiyetinde oluşan azalma sorumludur. Aşırı kilo alımı ile desteklenen damar sertliği olarak isimlendirilen arteriosiklerosizin de tabloya eklenmesi ile bu görüntü daha da belirginleşir. Yatılan veya oturulan yerden ani kalkmalar, pozisyon değişmelerle gözlenen, bilinç bulanıklığı gibi şikayetler bu değişikliklerin bir sonucudur. Hem vital kapasite de hem de zorlu soluk hacminde, yaşla birlikte, 20-30 yaşlarında başlayan bir düşüş olur. Bu düşüşe rağmen residual hacimde artış olur ve toplam akciğer kapasitesi aynı kalır. Residual hacim ve toplam akciğer kapasitesindeki artış daha çok havanının değiş tokuş yapıldığını gösterir. 20li yaşlarda residal hacim toplam ciğer hacminin %18-22dir. Ama bu 50 yaşında %30 yada daha fazla oranda artar, sigara içmek bu artışı hızlandırır.. Oksijen harcama kapasitesindeki azalma düzenli egzersizlere devam edenler için gerçek değerlerde değildir. Hayat kalitesindeki artış ancak düzenli egzersiz yapanlar içindir. 60 yaşındaki fiziksel yönden sağlıklı bir bireyin 20 yaşındaki sağlıksız bir bireyden daha fazla oksijen harcama kapasitesine sahip olması mümkündür. Tablo1.1 Yaşlanma İle Bireyde Meydana Gelen Değişiklikler.
Kas-iskelet sisteminin yaşlanması bir dizi faktörle ilişkilidir. Yaşlı bireylerde kas kuvveti ve dayanıklılığının azalması kas fiberlerinin sayısı ve kütlesindeki azalma ile ilgilidir. Yaşla birlikte kas fiberleri sinir uyarılarına daha geç cevap verir. Kas kütlesinin azalması ve uyarılara cevapsızlığı, tahminen 70 yaşında %25-30 kuvvet kaybıyla sonuçlanır. Ciddi kas kütlesi kaybı sonucunda, bilekte zayıflık olur. Bu da yaşlı bireylerin düşerek yaralanmasına sebep olur. Kadınlarda kemik kaybı 35 yaşlarında başlar ve 70 yaşlarında yaklaşık %30 oranında kayıp görülür. Erkeklerde 50 yaşlarında başlar ve 70 yaşlarında bu kayıp %15-20 civarında olur. Yaşlanmayla birlikte kemik yoğunluğunda, mukavemetinde ve mineral içeriğinde azalma vardır. Bu kemik mineral kaybı osteoporosis olarak tanımlanır. Kemik yoğunluğu bayanlarda 30-35 yaşlarından, erkeklerde 50 55 yaşlarından sonra her yıl %1 oranında kaybolur. Hayatın günlük ihtiyaçlarını gidermek için gerekli olan kuvvetin seviyesi bütün yaşam boyunca değişmez. Fakat bir insanın sahip olduğu maksimum değer yaşlanmayla birlikte azalır. Kas kuvvetinde meydana gelen kayıplar özellikle kas kütlesinde meydana gelen önemli kayıplardan kaynaklanır. Bu durum yaşlanmayı veya azalan fiziksel aktiviteye eşlik eder. Ayrıca yaşlanmayla sinir siteminin bilgiyi işleme ve kasları aktive etme kapasitelerinin değişmesi kuvvette ve dayanıklılıkta azalmalara kısmi olarak neden olurlar. Kuvvet kaybından birinci derece sorumlu faktör kas kütlesindeki azalmadır. Bu olay inaktivite, yaşlılık ya da her ikisi sonucunda kas proteinindeki azlmanın sonucudur. Yaşlılıkla birlikte kas fibrilleri miktarında muhtemelen kayıp vardır. Örneğin, biceps kası yeni doğanlarda 500.000 fibril içerirken, aynı kas erkekler için 80 yaşlarında yaklaşık 300.000 fibrile sahiptir. AKTİF YAŞAMIN SAĞ�LIĞ�IMIZA KAZANDIRDIKLARI
Doğanın kuralı olarak doğduğumuz andan itibaren ölüme doğru yaşlanırken, organizmamızdaki değişiklikler nedeniyle gücümüz, dayanıklılığımız ve yaşam kalitesi ile ilgili daha birçok özelliğimiz gerilemeye eğilim göstermektedir. Genç yaşlarda hastalıklara karşı dirençliyizdir, otobüse yetişmek için koşabiliriz, asansörü beklemek yerine merdivenlerden çıkmayı yeğleyebiliriz. Sonraları ise otobüsü ya da asansörü beklemek daha kolayımıza gelir. Değişik ülkelerde ayrı adlar alan fiziksel güç uyumu (kondisyon, fiziksel uygunluk) organizmanın tüm sistemleriyle günlük yaşamamızdaki işlerimiz için hazırlıklı olması anlamına gelmektedir. Şöyle ki, postacılar kilometrelerce yürüyebilir, hamallar kilolarca yük kaldırabilir, sporcular ise saatlerce antrenman yapacak gücü kendilerinde bulabilirler. Temel olarak kuvvet, dayanıklılık, sürat, esneklik, beceri gibi özelliklerin tümü fiziksel güç uyumumuzu oluşturmaktadır. İnsanoğlu yüzyıllar önce kendi bedenini kullanarak iş görürken, şimdilerde teknolojinin kendisine sunduğu olanaklarla hareketliliğini yitirmiştir. Bugün birçok ülkede hareketliliği tekrar kazanmak bir devlet politikası olmuştur. çünkü, egzersizlerle sağlığı korumanın mümkün olduğu bilimsel bir gerçektir. Tıbbi yöntemlerle (ilaç tedavisi, cerrahi vb.) alınan sonuçlar, bu işler için harcanan paralarla karşılaştırıldığında hiç de yüz güldürücü değildir. Oysa her gün egzersizlere ayrılacak 10-15 dakika ile sağlık giderlerinde milyonlarca liralık harcamaların önlenmesi mümkündür. Bütün olumsuz koşullardan kurtulmak, organizmayı zinde ve sağlıklı kılmak için spor yapma gereksinim bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim ansiklopedik anlamından ayrı olarak günümüzde spor,daha geniş kapsamlı bir tanımıyla, “kişinin sağlık durumunu geliştiren ve gelişmiş sağlık durumunu devam ettiren hareketler” şeklinde ifade edilmektedir. Görüldüğü gibi sporda artık yarışma amacının dışında sağlığını koruma düşüncesi yer almakta ve insanlar bu düşünceyle spor yapmaya davet edilmektedir. Bu davet özellikle gelişmiş ülkelerde yerini bulmakta ve geniş insan kitleleri çok değişik sportif etkinliklerde bulunmaktadır. Yaşam boyu spor, sağlıklı yaşam için spor, rekreatif sporlar fitness (fiziksel uygunluk) aerobik, jogging vb. gibi sloganlar ve çeşitli spor klüplerinin faaliyetleriyle spor yapan insanların sayısının artırılmasına çalışılmaktadır. Tablo 1.2 Sağlık açısından antrenmanın ve fiziksel aktivitenin etkisi.
Yürüyüş, jogging, koşu, bisiklet, yüzme, kayak gibi büyük kas gruplarının hareket olayına katıldığı dayanıklılık sporları sırasında kaslar, kanın kalbe geri dönüşüne aktif olarak katkıda bulunurlar. Kendisine daha fazla kan geldiğinden ek bir yükle çalışan kalp ise her seferinde daha fazla kanı çevreye göndermek zorundadır. Buna zamanla iyice alışır ve pompa görevini daha ekonomik olarak sürdürür. Kalp kası kuvvetlendiğinden ve irileştiğinden, ayrıca iç hacmi genişlediğinden dinlenmiş durumdayken eskisine oranla daha az sayıda atım ile aynı miktardaki kanı organlara gönderebilir. Egzersize katılanlar iskelet kaslarındaki kılcal damarların çoğunu kullanırlar. Fiziksel iş sırasında kılcal damarlar görev yapmak üzere açılır ve çalışmalar düzenli sürdürülürse gerektiğinde
Şekil 1.4 Aktif Sporların Sağlığa Yararları Tablo 1.3 Egzersizi Düzenli Yapmada Azalan ve Artan Değerler.
Tablo 1.4 Egzersizi Düzenli Yapmada Değişen Sosyolojik ve Psikolojik Değerler.
Kısaca yaşam boyu sporun temel amacı; hareketsiz bir yaşantının neden olduğu organik, psikolojik ve fiziki bozuklukları önlemek veya yavaşlatmak beden sağlığının temeli olan fizyolojik kapasiteyi yükseltmek, fiziksel uygunluğu ve sağlığı uzun yıllar muhafaza etmektir. Gelişmiş ülkelerden başlayarak egzersize olan ilginin artışındaki nedeni biyolojik, psikolojik ve sosyal bir dengeleme ihtiyacı şeklinde açıklamak mümkündür. Şekil 1.5 Aktif Sporların Sağlığa Yararları YEREL YÖNETİMLERİN VE DEVLETİN AKTİF YAŞAMDAKİ ROLÜ Türkiyede Herkes İçin Yaşam Boyu Spor Felsefesi
Türkiyede “Herkes İçin Spor” fikrinin ortaya çıkışı Atatürk ile olmuştur. Atatürk “Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar Türk çocuklarının spor hayatını yükseltmeyi düşünürken, sadece gösteriş için herhangi bir müsabakada kazanmak emeliyle bir spor politikası oluşturmazlar, asıl amaç bütün her yaştaki Türk için beden eğitimini sağlamaktır” demiştir. Her yaştaki Türk için beden eğitiminin sağlanması düşüncesi, günümüzün “Herkes için spor” anlayışının çok önceleri Atatürk tarafından ifade edilmiş olduğunu göstermektedir. 1963 yılından beri Ülkemizde planlı kalkınma dönemine girilmiştir ve beş yıllık kalkınma planları şeklinde sporun toplumda yaygınlaştırılması ve topluma sevdirilmesi amacı güdülmektedir. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planında beden eğitimi ve sporun, gerektiği kadar yer almadığını görüyoruz. İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planında ise şu hususlara yer verilmiştir: Ã?Â? Ã?Â? Devletin sporla ilgili faaliyetleri, sporu topluma yönelten, okul ve halk sporuna öncelik veren, bir nitelik kazanacaktır. Ã?Â? Ağırlığın seyir sporu yerine kitle sporuna verildiği bir yatırım politikası izlenecektir. Ã?Â? Spor kulüplerinin çok sayıda kişiye hizmet veren kuruluşlar haline getirilmesi teşvik edilecektir. Ulaşmak istediğimiz hedefleri; sağlık açısından ruhsal, sosyal, fiziksel, mesleki, zihinsel olarak toplumsal ve bireysel hedeflere ulaşmak olarak özetleyebiliriz. Bunu etkileyen faktörler neler olabilir? Sağlıklı bir neslin oluşmasında devletin spor politikası ve ekonomik nedenler en belirleyici etkenlerdir. Yetişmiş yöneticilerin spora bakış açısı, sağlıklı yaşam kalitesi konusunda bilinçlilik düzeyi, okul veya işyeri organizasyonlarının önemini, kalitesini ve katılım düzeyini belirleyen sebeplerden başlıcalarıdır. Devletin spor politikası aynı zamanda yatırımın, yaygın ve örgün eğitimin gelişmesinde de önemli rol oynamaktadır. Sportif yaşam tarzının toplumda yaygınlaşmasında kitle iletişim araçlarının ve eğitimin rolü şüphesiz çok büyüktür. Toplumun içki, sigara, beslenme, temizlik, sağlık konusunda bilinçlendirilmesi, devletin başlıca görevidir. Yerel yönetimlerin, sağlıklı yaşam kalitesini arttırmada yaptırım ve yatırım hizmetlerini sunması gerekir. Gelişmiş toplumlarda yerel yönetimlerin bu konuda büyük çabalar sarf ettiğini görmek mümkündür. Amerika ve Avustralya gibi ülkelerin yerel yönetim yapıları en belirgin örneklerdendir. Bu ülkelerdeki düzenli spor yapma alışkanlıklarına baktığımızda %40 lardan daha yukarı olduğunu görürüz. Burada kitle iletişim araçlarının rolünden aile, okul ve yönetici üçgeninden, ülkenin ulusal bir politikası olduğunu görmek mümkündür. YAŞAM BOYU SPORUN GELİŞİMiNDEKi ETKENLER EĞ�İTiM-YATIRIM DEVLET VE YASAL BiçiM EĞ�İTiM YATIRIMLAR YAYGIN EĞ�İTiM KiTLE iLETİŞİM EĞ�İTiM KURUM VE KURULUŞLARDAKi EĞ�İTiM FARKLI YAŞ GRUPLARI- HAMiLE VE ÖZÜRLÜLERE YÖNELiK EĞ�İTiM ÖRGÜN EĞ�İTiM HiZMET içi EĞ�İTiM BiLiMSEL ARAŞTIRMA YAYINLAR VE TESTLER (STANDART GELİŞİM) BiREYSEL VEYA KURUM VE KURULUŞ EĞ�İTiM VE SPOR YATIRIMLARI EĞ�İTiM VE YATIRIM TESiSE YATIRIM SAĞ�LIK GiDERLERi DEVLETiN SPOR POLiTiKASI YAŞAM BiçiMi BiLiNçLENME YÖNETiCiLERiN TUTUMU SAĞ�LIK EGZERSiZ-SPOR iMKANLARI OKUL VEYA İŞYERi ORGANiZASYONLARI ARAç GEREç TESiS DURUMU AYRILAN BÜTçE SPOR MALZEME FiYATLARI BELEDiYELER iLE KURUM VE KURULUŞLARA AYRILAN BÜTçE BiR BÜTÜN OLARAK SPORA TEŞViKTEKi KOLAYLIKLAR HALKIN HOŞNUTLUĞ�U VE BiLiNçLiLİĞ�İ BESLENME VE SAĞ�LIK GELİŞİM içiN GÜNLÜK UYULMASI GEREKEN TEŞViKLER içKi-SiGARA VE ALKOLE KARŞI BiLiNçLiLiK TEMiZ BiR çEVRE DİĞ�ER ETMENLER ÖRNEĞ�İN REKLAM DÜZENLi HAYAT TARZI, KİŞİSEL HiJYEN Tablo 1.6 Yaşam Boyu Sporun Gelişimindeki Etkenler Ülkelerde yaşam tarzı, hareket ve egzersiz üzerine veya sporda bilinçlendirme üzerine kurulamamış ise o ülkenin Olimpiyatlara da talip olmaması gerekir. Nitekim gerek Avustralya, gerekse ABDde Olimpiyatlardan çok önce halka sporu sevdirme ve Olimpizm aşkı kazandırma hedeflenmiştir. Gerçekte de sağlıklı yaşam felsefesi benimsenmeden, Olimpiyatlardan bahsetmek mümkün değildir. Bir ülkenin Olimpiyatlara kabul edilebilmesi şartlarından bazıları; 1. Spor bilinci ve kültürünün tabana yaygınlaşması için kitle iletişim araçlarının daha aktif olarak kullanılması, 2. Eğitimin her seviyesinde, özellikle ilköğretim çağından itibaren spor, sağlık ve fair-play bilincinin yerleşmesi için olimpizm ve Herkes için Sporun ders olarak konulması, küçük yaştan itibaren sporun sevdirilmesi, 3. Devlet politikası içerisinde, Milli olimpiyat komitesi ve üniversitelerin olimpiyatlar ve tanıtımları ile ilgili bilimsel araştırmaları teşvik edici projeler gerçekleştirilmesi ve desteklenmesi, 4. Yurtdışı tanıtımlarda ülkemizin tanınmış sanatçıları ile kültürel, sportif ve doğal güzelliklerimizi simgeleyen kaynaklardan yararlanarak olimpiyat kavramı ile birleştirilmesi, 5. Özellikle halkın spor yapma alışkanlığının geliştirilerek daha sağlıklı, hoşgörülü ve spor bilinci yerleşmiş bir toplum oluşturulması için devlet kaynaklarının arttırılması, 6. Kişi başına düşen milli gelirin üst seviyelere çıkartılması, ülkemizde spor turizmi açısından daha geniş programlar yurtdışında bu programların tanıtılmasıdır. Tablodan da anlaşılacağı üzere yaşam boyu sporun gelişimindeki önemli rolleri; eğitim ve devlet politikası diye iki kısımda toplamak mümkündür. Eğitim yaygın veya örgün eğitimde, kitle iletişim araçları ile birlikte yöneticilerin bu konuda bilinçli olması sporun eğitim temellerini sağlam atılmasına yardımcı olur. YAŞAM BOYU SPOR EĞ�İTİMİNİN KALİTESİ TESiS- ARAç VE GEREçLER SAĞ�LIKLI VE UZUN YAŞAM içiN TOPLUMSAL VE BiREYSEL HEDEFLERE ULAŞMA YÖNETiCiLERiN TUTUMU KATILIMCILARIN GÜDÜLENMESi BiLiMSEL ARAŞTIRMA VE YAYINLAR öĞ�RENCiLERiN VE LiDERLERiN KALiTESi KiTLE iLETİŞİM ARAçLARI ORGANiZASYONLAR TOPLUMUN BiLiNCi EĞ�İTİM POLİTİKASI YAYGIN ÖRGÜN EĞ�İTiM DEVLET POLİTİKASI YATIRIM POLiTiKASI SONUç: Tablo 1.7 Yaşam Boyu Spor Eğitiminin Kalitesi Yapılan istatistikÃ?® analizlerde İstanbulun Olimpiyatları alamamasının sebebi olarak; Siyasi lobi eksikliği, dini farklılıklar, ulaşım, tanıtım ve halkın Olimpiyatlar konusundaki bilinçsizliği sonuçlarına varılmıştır. Spor politikasında; yöneticilerin bilinçlendirilmesi spor yapma ortamının hazırlanabilmesi, organizasyonların teşvik edilmesi, özellikle yerel yönetimlerin bütçelerinde sağlık-spor kaynağına önemli payların ayrılması, teşviklerin ve bilinçlendirmelerin arttırabilmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılması ve yasaların uygulamalarının kontrol edilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak hareketsiz bir yaşam toplumların ve bireylerin sağlıklarını tehdit eden unsurlardan biri olması nedeniyle halkın bilinçlendirilmesi konusunda toplumun her kesimi üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekir. Sağlıklı toplum sağlıklı bireylerle olur. KAYNAKLAR Adamovich, D.R., (1984): “The Heart-Fundamentals Of Electrocardiography, Exercise Physiology And Exercise Stres Testing”, Bireline Publishing Company,Iowa. Akgün Necati: Egzersiz Fizyolojisi. GSGM yayınları. 1989. Cilt I-II American Heart Association, (1983): “An Older Persons Guide To Cardiovascular Health” Dallas, Aha. Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, S. 150. Cordes, K., Ibrahim, H.,(1996): Aplications in Recreation and Leisure , Mosby Publishing, ss.8-48. Erkan Necmettin: Herkese sağlık ve Güzellik. Şafak Yayıncılık. 1976 Getcher,L.H., Pipin, G., Varnes., J., (1994): Perspectives on HEALTH, D:C: Health and Company Lexington. Gür Hakan-Küçükoğlu Selçuk: Yaşlılık ve Fiziksel Aktivite. Roche Yayınları. s. 9. 1992 Howe, C.Z., (1983): “Establishing Employee Recreation Programs” Leisure Today Vol: 54, S 34. http://www.isnet.net.tr/saglik/yaslilik/anti_aging.asp http:// www.ntvmsnbc.com/news/230229.asp http://www.sporbilim.com Johnson, P.B., (1988): Fitness And You, Saunders College Publishing, New York. Kahya, E., (çevirmen), (1995): İbn-I Sina El- Kanun Fit- Tıbb (Birinci Kitap), Süleymaniye Kütüphanesi, Ankara. Karpay E., (2000):“Everything Total Fitness Book”, Adams Media Corporation. Konopka Peter: Spor, beslenme, randıman. Sandoz Kültür Yayınları. s. 140-145. 1985 Menerney, W., (1978): “Help Yourself” İlinois, S5. Mindell Earl, (çev; Şallı, Y.ö.),(2003): Anti-Aging Mucizesi Nerman, V.K., (1995):Exercise Programing For Older Adults, Human Kinetics, Montana. Seiger, L., Vanderpool, K., Barnes, D., (1996): Fitness And Wellness Strategies, Brown Benchmark, Iowa. Sharkey, B.T., (1990): “Physsiology Of Fitness “The Canadian Experience, The Journal Of Sports Medicine And Physical Fitness”. Tain, G., (1979): “Why Employe Recreation?”Leisure Today, October Vol: 54, S34 United States Of America, (198l): “How To Keep For Life” 6. Edition, Usa, New York., Williams, C.S., Harageones, E.G., Jhohnson,D., Smith,C:D., (1999): Personal Fitness, Kendall Hunt Publishing Company , Iowa. World Health Organisation, (1968): Exercise Tests İn Relation To Cardiovascular Function, Tech. Rep. Ser. No:388. Yılmaztürk, M.: Büyüme Hormonuyla Ebedi Gençlik, Sabah Gazetesi, 21 Eylül 2003. Yılmaztürk,M.; (2003): Anti-Aging Program, Yeditepe Üniversitesi Yayınları, İstanbul. Zohman, R.L., (1980): “Exercise Your Way To Fitness And Heart”Health., American Heart Association, New York. Zorba E., (1999), Herkes İçin Spor ve Fiziksel Uygunluk, Neyir Matbaası, Ankara. Zorba, E., (2001): Fiziksel Uygunluk, Neyir Matbaası, Ankara. Zorba E., Konukma F., Mollaoğulları H., Ağılönü A., Zorba Ercan (2001):Muğla Üniversitesi Öğretim Elemanları ve İdari Personelin Hayat Tarzı, Aktivite Düzeyleri, Antropometrik ve Fiziksel Uygunluk Seviyelerinin Belirlenmesi”, 3. Uluslararası Akdeniz Spor Bilimleri Kongresi, 2-4 Kasım 2001, Antalya. Zorba E., Yaman R.,Yıldırım S. ve Saygın ö., (2000): 18-24 Yaş Grubu Öğrencilerde 8 Haftalık Step Uygulamasının Bazı Fiziksel Uygunluk ve Antropometrik Değerlere Etkisi, Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Kongresi, S. 74-79, Ankara. Zorba E.,(2004):, Yaşam Boyu Spor, Marmara Yayıncılık, İstanbul. Zorba E., (2005): Vücut Yapısı Ölçüm Yöntemleri ve Şişmanlıkla Başa çıkma, Morpa Yayıncılık, İstanbul. Zorba E., (2005): Olimpiyatlara Adaylık Sürecine İlişkin İstanbul Halkının Görüşleri Üzerine Bir Araştırma, G.Ü. Sağ. Bil. Enst., Doktora Tezi, Ankara. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||