Ana Sayfa Hakkımızda Katkıda Bulunanlar İletişim
 
Kongre ve Sempozyum
Yararlı Bilgiler
Spor Bilim
Dergiler
Sağlıklı Yaşam
Spor Kültürü ve Olimpiyatlar
Temel Bilgiler
Toplumsal Boyutlarıyla Spor
 
Yararlı Bilgiler
SPORLA İLGİLİ LİNKLER
MEVZUAT-YÖNETMELİKLER
SPOR SÖZLÜK, FORMÜL VE ÇEVRİMLERİ
REKORLAR
 
 
E-List
  Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olun.
 
 

Fair Yaşamak

Prof. Dr. Hasan Kasap

Spor Bilimleri Derneği ve ICHPER-SD Avrupa başkanı

(has-ka@superonline.com)

 

İnsan toplumsal bir varlıktır. Doğumundan itibaren insanların birbirlerine gereksinimi vardır. Çocuğun annesine, gencin ailesine ve arkadaşlarına, ailenin topluma, ulusların dayanışmaya gereksinimi vardır. Bunu böyle biliriz de yine de birbirimize adil davranmada her zaman başarılı olamayız. Her ne kadar insan bir toplumsal varlık olsa da bireysel yaşam bu bağlamda insanlığın tüm toplumsal ve evrensel ilişkilerin çerçevesini çizer.

Bir çok özelliklerimiz genlerimizden gelirken, yaşama biçimimizi çevremizden öğrenerek kazanıyoruz. Öğrendiklerimiz insan ilişkilerimizdeki tercihlerimizi etkiliyor. Bu gün insanların bu anlamdaki tercihlerine baktığınızda çoğumuzu şaşırtan farklılıkları görmek mümkündür. Yaşama biçimini kültürün oluşturduğunu biliyoruz. Kültür insanın genleriyle aktaramadığı ve yeniden öğrenmek zorunda olduğu bir süreçtir. Evrensel kültür, tüm kültürlerin paylaştığı ortak değerlere sahip olduğu gibi “kültür farklılıklarına saygı duymak” gibi bir başka değeri daha bulunur. Tüm bu değerler, insanın bir toplumsal varlık olarak olumlu ve barış içinde yaşamasını sağlayabilir.

“Yaşama biçimi”miz çevremizden gelen etkilerle biçimlenmektedir. Çevremizden gelen bir etkiye önce doğal sonra da bizden öncekiler gibi tepki vermeye başlarız. İşte bu öğrenme ile doğal davranışlarımız, toplumsal tepkilere dönüşmeye yönelir. Bu değişimde ilk ve en büyük etken ailedir. Sonra da yaşamımızdaki önemli kişiler, örneğin: öğretmenimiz yada antrenörümüz gibi tepki vermeye başlarız. Zamanla nereden kazandığımızı unuttuğumuz ancak kökeninde ailenin daha sonra önem verdiğimiz kişilerin ve olayların etkisinde kalarak biz “kendimiz” oluruz.

Çağdaş bilişim teknolojisi insanın etkilendiği “çevre”yi genişletti. Artık çocuk ve genç kendisini kolayca “evrensel çevre” içinde bulabiliyor. Yakın ve uzak çevresi ile olan çelişkileri görüyor, etkileniyor ve tepkilerinde sorunlar yaşıyor. Genişleyen çevresinin ortak ve olumlu değerlerini seçmekte güçlükleri var ve danışmanlara gereksinim artıyor. Öyle ya sınırları ortadan kalkmış bir dünyada her toplumun kendine özgü doğruları var. Bunlar bazan kutsal sayılan ve tartışılması bile sorun olan doğrular olabiliyor. Bu durumda insan ya sadece saygı duymak ya da ret etmek durumunda kalabiliyor.

İnsan yaşamının böylesine yoğun ve çelişkili değerlerle etkilendiği dünyamızda dengeli bir yaşam biçimi geliştirmek oldukça zor görünmektedir. Aileler, öğretmenler, toplumun etkin ve saygın kişileri ortak bir “adil yaşam biçimi” değerlerinde birleşebilir ve daha yaşanabilir bir dünya kuramazlar mı?

Adil bir yaşama biçimi geliştirilebilir mi?

Toplumların yasalarını incelediğinizde hepsinin kendi insanlarının adil yaşamlarını korumak için oluşturulduklarını görebiliyoruz. Yer yüzündeki din kuralları ve öğretilerinin daha adil bir yaşama biçimi üzerine kurulduğu açık. İnsanları bir arada tutan değerlerin hepsi daha adil bir paylaşım için. Bütün bunlara rağmen nasıl bu kadar çok adil yaşama sorunlarımız olabiliyor?

İnsanların kuralları algılama ve benimseme durumlarına göre adil yaşama kurallarını iki boyutta düşünmek mümkündür. Bunlardan birincisi toplumun yada bireyin dışında gelişen ve bireyin onu “başkasının kuralı” olarak gördüğü ve algıladığı kurallar. Bunlara “dış kurallar” diyebiliriz. İkincisi ise bireyin kendisinin sahip çıktığı “kendi kuralları”. Bunlara da “iç kurallar” diyebiliriz. Dış kuralları genellikle başkaları koyduğu için onlara başkalarının uyması gerektiğini ya da birilerinin kontrol etmesi gerektiği düşünülür. Bu durumda dış kuralların yürümesi ve adil bir ortamın yaşanması, kuralları denetleyen denetçinin sorunu olarak görülür. Bekçi varsa kurallar işler yoksa işlemeyebilir. Hakem yoksa oyun da yok. Çünkü kural hakemin kuralıdır. Polis yoksa trafik de yok. Çünkü Trafik kuralları trafik polisinin kuralıdır...

İç kurallar ise bireyin gerçek yaşamını düzenleyen kurallar olarak nitelendirilebilir. Bireyin arzuları, istekleri, zevkleri bu bireysel yaşam kurallarını belirler. Eğer bireyler bir oyun kuralını bir trafik kuralını uygulamaktan zevk alabilir, kuralla yaşamayı bir yaşama biçimi olarak benimseyebilirse “dış kurallar” “iç kurallar”a dönüşebilir. Bireyin kendi benimsediği tüm kurallar iç kurallara dönüşür. Bu dönüşüm nasıl gerçekleşecektir? Ya da insanlar adil yaşama kurallarını nasıl benimseyebilir ve adil bir dünya kurabilirler? Adil bir yaşama biçimi oluşturmada insanın bireysel tercihleri nasıl adil yaşama doğru yönlenebilir?

İnsan yapısına baktığımızda ne kadar garip ve zor şeyleri alışkanlık ve yaşamının bir parçası haline getirdiğini görebiliriz. Sigara dumanını ilk kez ciğerlerimize çektiğimizde, ilk alkol kadehini yudumladığımızda neler hissettiğimizi unutmak mümkün mü? Yanmakta olan bir yığın çöpün üzerine yaklaşıp dumanını içinize çekebileceğinizi düşünebilir misiniz? Sigara içme alışkanlığı bundan farklı bir şey mi? Ama bugün bunları yaşama biçimi haline getiren insanların sayısı, nelere alışabildiğimizin bir kanıtıdır. İlk okuma yazma öğrenmede parmaklarımızın nasıl ağrıdığını, deftere çizgiler çizmekten ne kadar bunaldığımızı hep hatırlarız. Ancak bu gün bunu istekle sürdürmeyi bir değer olarak görüyoruz. Bir şampiyon tonlarca ağırlıkları kaldırmak üzere antrenman salonlarında harcadığı zamanını, yaşamayı düşündüğü birkaç saniyelik bir şampiyonluk için kullanır. Şampiyonluğu tercih etmek bir yaşama biçimini tercih etmekle gerçekleşebiliyor.

Adil yaşam biçimini benimsemede en kalıcı etkiyi aile ve okul sağlayabiliyor. Çocuğun okul öncesi ve ilköğretimin ilk yıllarındaki doğal süreç, egosantrizm dönemi  olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde çocuk kendini yaşamın merkezinde görme ve algılama dönemindedir. Böyle olmasına rağmen dış etkenlere çok açıktır. Bu sürede çocuk dış denetime bağımlıdır. Yaşam boyu değişmeyecek yapılanmanın gerçekleştiği “kritik dönem” ya da “iz bırakma dönemi” olan bu süreç, aile ve ilköğretimin sorumluluğundadır. İşte burada atılacak adil yaşam tohumlarının, yaşam boyu meyvesini verebilmesi mümkün olabilmektedir. Bu süreçlerde çocuğun yaşamında yer eden kahramanlarının etkisi yüksektir. Örneğin: Çocuğun annesi, öğretmeni, daha sonra örnek aldığı sporcular liderler gibi önemli kişilerin çocuğun yaşam biçiminde %58-67 etkili olduğu yapılan araştırmalarda ortaya konulmuştur. Çocuk ailesinin uyguladığı yaşam biçimini uygulamaktan zevk alıyor. Öğretmeni ya da antrenörü gibi davranmayı seviyor. Eğer aile ve çocuğun yaşamındaki “önemli kişiler”, adil bir dünya kurmuşlar ve ondan zevk alıyorlarsa çocuk da aynı şeylerden zevk alabiliyor. Unutulmamalıdır ki çocuğun kendi kalıcı yaşamını düzenlemesine en çok yardımcı olan sözler değil, davranışlardır. Antrenör rakip antrenör ve sporculara adil davranış örneği verirse o antrenörün sporcuları da aynı davranışları sergilemekten hoşlanacaklardır.

Gerçekten adil bir dünya gerçekleşebilir mi? Bu belki de bir ütopya. Ancak daha yaşanabilir bir dünya kurulabilir. Bu yaşama biçiminin gerçekleşmesi bir ideal bir amaç olabilir. Biz bu amacın belli başlı hedeflerinin gerçekleşmesinde aile, öğretmen ve çocuğun yaşamındaki “önemli kişiler”in etkili olacağını biliyoruz. Buradan hareketle fair yaşam felsefesinin gelişiminin, bu odakların gelişimine bağlı olduğunu iddia etmemiz mümkündür.

Toplumun fair yaşam düşüncesinin geliştirilmesi, yukarıda da belirtildiği gibi aile ve eğitmenlerin işbirliği ile sağlanabilir. Burada en etkili yol da ailenin katılımını sağlamaktan geçer. Aileler çocuklarını eğitimcilere göndererek onların eline önemli bir fırsat sunmaktadır. Çünkü her ailenin çocuğu onlar için çok önemlidir. Çünkü onu kendi gelecekleri olarak görürler. Yemez yedirir, giymez giydirirler. Bu önemli gördükleri varlığın gelişmesi de onlar için çok önemli olmalıdır. İşte burada eğitim kurumları aileyi eğitmek için de önemli bir fırsat yakalarlar. Eğitim, çocuğu aileden koparmamalıdır. İkisi ayrı birer kurum değil bir bütünlük içinde çalışmalıdır. Çocuk adil davranış kalıplarını benimserken ikilem yaşamamalıdır. Bu değerlerin oluşmasında eğitim kurumu sorumlu kurum ve eğitimciler alanlarının güvenilir uzmanlarıdır. Doğru davranış kalıplarının oluşmasında aileye ve çocuğa yetkili rehberlikte doğru donanımına sahiptirler. Yapılması gereken bu uzmanlıklarını aile ile birlikte oluşturulacak iyi planlanmış bir programla sürdürmek olacaktır.

Okullarda yapılacak fair play etkinlikleri aileleri de içerecek şekilde düzenlenmelidir. Bu çalışmalarda okul aile birliği önemli rol almalıdır. Hatta  tamamen okul aile birliği tarafından organize edilmesi sağlanmalı ve bu konudaki uzmanların yardımı istenmelidir. Beden eğitimi öğretmenleri program uzmanları alanın pedagogları onların hizmetinde olabilir. Aile birliği sahip çıktığı takdirde çalışma ve çabaların daha etkili ve kalıcı olabileceği düşünülebilir.

Böyle bir Fair play ya da fair yaşam programı içinde neler olabilir?  Öncelikle iyi bir bilgilendirme ve heveslendirme ile başlamalı. Sora tüm ailenin katıldığı bir fair play ya da daha sonra geliştirilecek bir fair yaşam anketi(testi) uygulanmalı(Örn:Fair Play Quiz-European Fair Play Movement). Elde edilen sonuçlar aileler ve çocukların tartışmasına açılmalı. Toplantılara katılamayan ailelere mektuplar, dokümanlar ve bilgilendirme yazıları gönderilmeli. Ailelerin başarıları ödüllendirilmelidir. Bu etkinlikler okulun tüm personeline yaygınlaştırılmalıdır.

Yaygınlaştırmada bir başka yaklaşım olarak da Fair yaşam dedektiflikleri önerilebilir. Ancak bu dedektiflikler ailelerin ve çocukların, fair yaşam(olumlu) tutum ve davranışlarını yakalamak için olabilir. Kesinlikle olumsuz yaşam tarzını bulma ve cezalandırma üzerine kurulmamalıdır. Bilgilendirmenin sürekli ve güvenilir olması çok önemlidir. Dikkatli ve iyi organize edilmezse adil bir uygulama olmayabilir.

Toplumsal gelişim için “Fair Play” etkinlikleri, sadece Play boyutunda değil, fair yaşam boyutunda ele alınmalıdır. Oyun, fair yaşam biçiminin gelişiminde ancak bir araç olabilir.

 


Sporbilim 2012